|
KİTABIN ADI |
12 nci Melek |
|
KİTABIN YAZARI |
Og MANDİNO |
|
YAYINEVİ VE ADRESİ |
Sistem Yayıncılık |
|
BASIM TARİHİ |
EKİM 1997 |
|
KİTABIN YAYIM MAKSADI |
Geliştiren Kitaplar Dizisi |
KİTABIN ÖZETİ :
John Harding, New England’da bağlı küçük bir kasaba
olan Boland da doğmuştu. Çocukluğu ve gençliğinin bir kısmı burada geçmiştir.
Dokuz yaşından sonra her yıl geleneksel olarak düzenlenen beyzbol maçlarında
oynamaya başlar. Küçükler ligi adı verilen bu müsabakalarda gösterdiği üstün
performans, profesyonel takımların iştahını kabartır. Çok gençken ulusal
turnuvalarda oynamaya başladığında ona geleceğin yıldızı olarak bakılmaya
başlanır.Ama bir sakatlık onun spor hayatını tamamen bitirir. En azından John
öyle düşünür.
Spor hayatı biten John okuluna dört elle sarılarak,
yüksek derece ile mezun olur ve California’daki ileri teknoloji firmasında
çalışmaya başlar. Evlenir ve bir oğlu olur. Daha sonra bir bilgisayar
şirketinin başkanı ve genel müdürü seçildi. Yurt çapında tanınan biri haline
geldi ve tüm ulusal medyada boy gösterdi. Daha sonraki yıllarda firmanın New
England merkezinde bulunan Millenyum Bilgisayar firmasının genel müdürü olmayı
kabul etti. Bu aynı zamanda onun doğduğu yere yeni anavatanına dönmesi demekti.
Concord da yeni işyerine yakın bir yerde ev almaktansa dğoduğu büyüdüğü yer
olan ve işine pek fazla da uzak olmayan Boland da ev almaya karar verdi.
Böylece hem eski dostlarıyla birlikte yaşayacak hem de doğa ile iç içe
yaşayabilecekti.
John’un karısı Sally ve oğlu Rick’te bu karardan
memnun olmuşlardı. Kasabada villa tipi bir ev satın alıp yerleştiler. Aradan
iki ay geçince kasaba halkı onlar için bir hoş geldin partisi düzenlediler.
Kasaba çok küçük olduğu için herkes onların bu karnaval havasındaki partisine
katılmışlardı. Bu John ve ailesi için çok büyük bir onur olmuştu. John ve Sally
birbirlerine bakarken sanki “ne iyi yaptık” der gibiydiler. Acaba iyimi
yapmışlardı.Tabi bunu zaman gösterecekti.
Bu karşılama töreninden kısa bir süre sonra John
doğduğu kasabaya gelip geleceğine bin defa pişman oldu. Çünkü bir trafik kazası
17 yıllık eşini ve biricik oğlunu kaybetti. Bu dünyadaki en değerli iki
varlığını artık onu hiç göremeyecek; onlara sarılıp öpemeyecek, oğlu ile
beyzbol oynamayacaktı. Onu hayata bağlayan değerler olmadıkça bu dünyada
yaşamanın John için hiçbir anlamı yoktu. Şan ,şöhret, para, ev ve araba ve
kariyer artık onun için hiçbir şey değildi. İlk işi şirketinden istifa etmek
oldu. Her ne kadar şirket yönetimi onu bu davranışından vazgeçirmeye çalışmış
ve istifasını kabul etmemiş bile olsa, o bundan sonra çalışmayı düşünmüyordu.
Ona verilen 4 aylık ücretsiz iznin onun için hiçbir anlamı yoktu.
John karısı ve çocuğu öldükten sonra uzun süre evde
kendini hapsetmişti. Bu arada yememiş içmemiş sadece düşünmüştü. Neyi mi?
Ölmeyi, karısına çocuğuna kavuşmayı, oturduğu masanın çekmecesini açıp,
tabancayı eline aldı. John’un artık kapı falan umrun da değildi. Ama kapının
ısrarla vurması ve adının ısrarla tekrarı sonucu, kalkıp pencereden bakma
gereğini duydu. Orta yaşlı bir erkek kapıda duruyor ve adının Bill West olduğunu
söylüyordu. Neden sonra John, Bill’in kendisinin beyzboldan çocukluk arkadaşı
olduğunu hatırladı. Tabancasını yerine koyup dışarı çıktı. Bill ve John
birbirine sarıldılar.Bill, John’a karısı ve çoçuğu için çok üzgün olduğunu ve
yeni duyduğu için ancak gelebildiğini bildirdi ve mutlaka John’un yardımına
ihtiyacı olduğunu, onunla gelmesi gerektiğini söyledi. John, Bill’in teklifini
isteksizce kabul etti. Ama o bunun onun hayatını kurtaracağını elbette
bilmiyordu.
Bill, John’a Boland’da geleneksel olarak düzenlenen
beyzbol maçlarında takımlardan birini çalıştırmasını istiyordu. John önce bu
teklifi şiddetle reddetti ama daha sonra eski günlerin hatırına da olsa bunu
kabul etti. Dört takımlı ligde John, Melekleri çalıştıracaktı. Aslında John’u
hayat bağlayan beyzbol değil takımdaki Timothy Noble adındaki zayıf ve çekimsiz
bir çocuktu. Timothy beyninde ur olan ve sayılı günleri olan bir çocuk olmasına
rağmen ve tüm turnuva bitinceye kadar sadece final maçında sayı yapabilen bir
çocuk olmasına rağmen takım arkadaşlarına ve John’a motivasyonu veren aynı
zaman da takımın şampiyon olmasını sağlayan çocuk olmuştu. Nasıl mı? Asla,
asla, asla vazgeçmeyerek. Timothy tüm maçlarda başarısız olmasına rağmen ve
öleceğini bilmesine rağmen asla vazgeçmemiş ve John’u hayata bağlamıştır.
John, Timothy’nin bisikleti bozulduğu zaman
antrenmanlara dört, beş saatlik yolu yürüyerek geldiğini görmüş onda bir
gariplik olduğunu sezmiş, doktoru ve annesiyle tanışarak onun hakkında
konuşmuştur. Durumu öğrenince kendi durumu ile karşılaşmıştır. Şampiyona
sonunda Melekler şampiyon olmuş ve Timothy bu olayı hayatının en güzel olayı
olduğunu belirtmiştir. Timothy fenalaşıp ölünce mezarına asla, asla, asla,
vazgeçmedim! yazılmıştır.
Böylece John, küçük Timothy sayesinde hayata
yeniden bağlanmış ve evine, işine tekrar dönmüştür. Kendisine küçük Timothy’nin
felsefesini şiar edinmiştir. Ona minnet duygusunu belirmek için mezarını sık
sık ziyaret etmiştir.