|
KİTABIN ADI |
EN BÜYÜK 100 ASKER |
|
KİTABIN YAZARI |
Michael Lee LANNING (ÇEVİREN: Belkıs Çorakçı DİŞBUDAK) |
|
YAYINEVİ VE ADRESİ |
AKSOY YAYINCILIK |
|
BASIM TARİHİ |
ARALIK 1998 |
KİTABIN
ÖZETİ :
Bu
liderlerin birden yüze kadar sıraya koyarken her birini o çağdaki olumlu ya da
olumsuz ve dünya tarihi üzerindeki kalıcı etkisine göre değerlendirilmiştir.
Bu
olumlu ya da olumsuz etkiler insanların yaşam biçimi açısından
değerlendirildiği gibi o olayı izleyen askeri ve sivil gelişmeler açısından
ölçülmüştür. Yalnızca şöhret hatta kanıtlanan savaş becerileri bir askeri
lidere "EN BÜYÜK 100" ün arasına sokmaya yetmemiţtir. Listedeki
sıralama daha çok kalıcı etkilerin sonucu olmaktadır.
M.S. beţinci yüzyıldan başlayıp 1990'daki çöl fırtınasına kadar yayınlanan
En Büyük 100 Listesinde, büyük savaţ komutanları, kurtarıcılar ve fatihler
listede bulunmaktadır.
Düşmanlarına katliam, kendi halklarına terör uygulayan acımasız barbarlarda
"En Büyük 100"e girebilmektedir. Siyasal liderler ise, tüm tarihsel
saygınlıklarına rağmen bu listeye ancak ülkelerinin silahlı kuvvetlerine
kendileri komuta etmiţlerse girebilmiţlerdir. Listede, öyküleri
kanıttan yoksun olan mitolojik karakterler ve efsane kahramanları
bulunmamaktadır. En Büyük 100 Askerin bir kısmı yüzyıllarca önce yaşamış,
etkilerinin çağlar boyunca kalıcı olduğu kanıtlanmıştır. Daha yeni dönemlerde
yaşamış olanların bu listedeki yeri ise, zamanın geçişiyle dünya olaylarıyla ve
daha yeni liderleri çıkışıyla değişebilir. Napolyon şöyle yazmıştır,
"Galya Halkını fetheden Roma Lejyonları değil, Sezar olmuştur. Roma'yı
titreten de Kartaca'lı askerler değil, Anibal'dir. Hindistan'a varan, Makedonya
birlikleri değil, İskender'dir. Weser'e ulaşan Fransız orduları değil,
Turenne'dir. Prusya’yı yedi yıl boyunca Avrupanın en büyük güçlerine karşı
savunan da Prusya askerleri değil, Büyük Frederick olmuttur.
Kitapta adı geçen En Büyük 100 Asker şunlardır :
Ţimdi bu listedeki 100 Askerden
birkaçını tanıyalım :
MUSTAFA KEMAL (ATATÜRK) TÜRK KOMUTANI
(1881 - 1938)
Atatürk (Fether Türk) olarak
onurlandırılan Mustafa Kemal, Türkiye'yi, Osmanlı İmparatorluğu'ndan ve Birinci
Dünya Savaşı galibi Müttefiklerden kurtarmak için iç ve dış düşmanlarla
savaşmıştır. Askeri ve siyasal kariyeri boyunca Mustafa Kemal, kiţisel
cesaret, kararlılık ve incelik sergileyerek Türkiye'yi bölgesel bir güç haline
getirmiş, ülkenin bağımsızlığını sürdürebilecek bir hükümet ve bir savunma
sistemi kurmuţtur. Mustafa Kemal olmasaydı, Türkiye'nin bağımsızlığını
kazanması da, varlığını bugünkü durumda sürdürmesi de çok kuşkulu olurdu.
12 MART 1981'de Selanik'te
(Yunanistan), küçük bir Türk gümrük memurunun oğlu olarak,Mustafa Rıza adıyla
dünyaya gelen geleceğin Atatürk'ü kendi koşullarındaki bir genç için Osmanlı
Toplumunda ilerleme acısından en avantajlı mesleği askerlik kariyeri olduğunu
görmüştür. 12 yaşında askeri okula başlamış, 1904'te İstanbul'daki kurmay okulu
olan Harbiye'ye kabul edilmiţtir. İlkokuldaki öğretmeniyle aynı isimde
olması karışıklık yaratınca, öğretmeni ona Kemal adını da takmıştır. Önceleri
Mustafa Kemal olarak, daha sonrada Kemal Atatürk olarak tanınmayı tercih
etmiţtir.
Mustafa Kemal Harbiye'de okurken yeni
gelitmekte olan Jön Türk hareketine büyük ilgi ve heves duymuţtu. Bu
hareket esas olarak Türkiye'nin otokratik Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmasını
savunan bir hareketti. Bu faaliyetleri nedeniyle Mustafa Kemal Harbiye'den
mezun olup 1905' de Yüzbaşılığa yükseldiğinde, hemen Suriye'deki ücra bir yere
atanmış, dolayısıyla askeri kariyeri oldukça sıradan bir ilerleme temposuna
girmiţti. 1911-1912’de İtalyanlar Libya'yı işgal ettiğinde Binbaşı olarak
savaşmış, 1912-1913 tarihli Balkan Savaşları sırasında da Çanakkale savunmasına
yardımcı olmuştur.
Bu dönemde çok büyük cesaret ve
etkinlik sergiledi, ama esas göze çarpması Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı
İmparatorluğunun Almanya'yla ittifak yapmasından sonra ortaya çıktı. Almanların
Osmanlı ordusunu etkilemesine karşı olan, hatta bunu, Savaş Bakanı (Harbiye
Nazırı) Enver Paşa'yı ebedi düşman sayacak kadar ileri götüren Mustafa Kemal,
yine de kendini, Almanya'nın Savaş amaçlarını yerine getirme konusunda parlak
bir komutan olarak kanıtladı.
1915'te Albay olarak, Gelibolu
Yarımadası'ndaki Rodosto' da Dokuzuncu Birliğin Komutanı olan Mustafa Kemal,
Avustralya ve Yeni Zellanda birliklerinden kurulu bir İngiliz kuvvetinin 25
NİSAN 1915'te amfibi çıkarma yapmaya yeltenmesi sırasında büyük bir asker olduğunu
kanıtladı. Savunmasını Conk Bayırı ve Settülbahir `de yoğunlaţtırdı ve
müttefiklerin dar bir Kumsaldan içerlere ilerlememesi için karşı saldırılara
kendisi liderlik etti.
Bu başarılardan sonra dahi hatta İkinci
Dünya savaşı başlarında bile gerek Müttefikler, gerekse diğer komutanlar,
amfibi çıkarmalarının uygulanabilirliği konusunda kuşku duymaya devam ettiler.
Burada düşman yenilmekle kalmamış çok önemli bir saldırı konseptini de geçici
olarak yenilgiye uğratmıştır.
Gelibolu savunması Mustafa Kemal'e
terfi edip generalliğe yükselme olanağı sağlarken, 16 ncı Kolordu Komutanlığını
da getirmiţtir.
Mustafa Kemal'in Almanlardan emir alma
tedirginliği yüzünden, Savaş Bakanı 1917'de Mustafa Kemal'i hastalık iznine
ayırdı. Bir yıl sonra Alman-Osmanlı ittifakı müttefikler karşısında yenilginin
eşiğine gelince, Mustafa Kemal'e Filistin'deki Yedinci Ordu'nun komutasını
verme çağrısında bulundu. Birinci Dünya Savaşı'nda Müttefiklerin zaferi ile
birlikte, Osmanlı İmparatorluğu da çöktü. Mustafa Kemal bu fırsatı kullanarak
Türk bağımsızlığı rüyasını yeniden alevlendirdi. Türk halkının yalnızca
bölgedeki İslam dinine dayalı bir devleti desteklemeyeceğini görüyordu. Sonuçta
Mustafa Kemal, Türkleri kendi milletinin tabanında, ortak mirasların çevresinde
birleştirmeye koyuldu.
19 MAYIS 1919'da Sultanın kendisini
görevden almasına hiç aldırış etmeden Mustafa Kemal, asker ya da sivil tüm
Türklere bağımsızlık savaşı emrini verdi. 1920 NİSAN’ında Mustafa Kemal
Ankara'da bir geçici hükümet kurup askeri harekatı yönetti. 01 KASIM 1922'de
saltanatı kaldırdı.
Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyetini 29
EKİM 1923'te ilan etti. İlk Cumhurbaşkanı oldu. Derhal İslâm etkilerini
sınırlayan reformlara yöneldi. Batı yasaları, kıyafetleri ve yönetim
fonksiyonları getirdi. Kendisi otokrat olmakla birlikte, sivil ve askeri
kesimler arasında işbirliğini teţvik etti, yönetimini tüm vatandaşların
yasa karşısında eşit olması ilkesine dayandırdı. 1934'te Türkiye Büyük Millet
Meclisi ona Atatürk adını verdi. 10 Kasım 1938'de, elli yedi yaşındayken,
Türklerin Atası uzun yıllar sürmüş hizmetlerinin yıpratma etkisine yenik
düţtü.
Atatürk, halkının kendisine gösterdiği saygıyı korumuş,
günümüzde bölgesel bir güç olmayı sürdüren modern, etkili bir milliyetçi
demokrasisini kurmuţtur. Uzun kariyeri boyunca zeki bir komutan olduğunu,
askerlerine ve halkına sadakat, sevgi ve saygı ilham ettiğini kanıtlamıştır.
Savaştaki kararlılığı ve enerjisi, halkına milliyetçiduygular yayma yeteneğiyle
birleţince, ölümünden sonrada elli yıl boyunca bölgesel güç olmayı
sürdürebilen güçlü bir ülke yaratmıştır.
SELİM 1 (YAVUZ SULTAN SELİM) TÜRK
SULTANI (1470-1520)
Sekiz yıllık kısa sultanlık döneminde
Selim 1 Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak büyüklüğünü hayli artırmış komşu
İran'ın da gücünü yok etmiţtir. Suriye'yi, Mısır'ı ve Anadolu'nun da
tümünü fethetmesi ona İslâm dünyasının liderliğini kazandırmıştır. Düşmanlarına
da kendi ülkesinin isyancılarına da aman vermeyen Selim' e, cesur ve üstün
yönetimi nedeniyle "Yavuz" adı verilmittir. Sultan Beyazid II' nin
oğlu olarak, 1470 yılı dolaylarında dünyaya gelen Selim, eğitiminin bir parçası
olarak babasına, bir Türk Balkan eyaletinde yöneticilik hizmeti verdi. Adil ve
barışçı bir yönetim uygulayan, komşularına karşı saldırganlığı az olan Beyazid,
diğer oğlu Ahmet'ten yana tavır alınca, Selim babasının tahtı kendisi yerine
diğer oğluna bırakacağından korkup küçük bir orduyla Beyazid'in üstüne yürüdü,
babası o küçük orduyu kolayca yenip Selim'i Kırım'a kaçmak zorunda bıraktı.
Oğlunun ezeli düşman İran'la ittifak kurabileceğini düşünen Beyazid kararını
yeniden düşündü 1512'de tahttan çekilerek yerini Selim'e bıraktı.
SÜLEYMAN 1 (KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN) TÜRK SULTANI
(1494-1566)
Ülkesinde Türk tebeasının
"Kanuni", Batılıların ise "Muhteţem Süleyman" olarak
tanıdığı Birinci Süleyman, on altıncı yüzyılın en etkili askeri komutanlarından
biri olma onurunu kazanmıştır. Kırk yılı aşkın bir süre boyunca üç büyük sefer
yapmış olan bu sultan, Osmanlı İmparatorluğu' nun sınırını genişletmiţ,
devletini 1500'lerin ortalarında dünyanın en güçlüsü kılmıştır. Birbirini
izleyen uzun bir sultanlar soyunun onuncusu olan Süleyman, 06 KASIM 1494'te,
Trabzon'da dünyaya gelmiţtir. Gençliğinde önce büyükbabasının, daha sonra
babasının ordusuna katılarak Osmanlı İmparatorluğu'nu savunmuş, yeni yeni
topraklar kazanmakta birtakım mütevazı başarılar sağlamıştır. Babası Selim 1'in
ölümü üzerine 1520 yılında Osmanlı tahtına çıkan Süleyman derhal
imparatorluğunun sınırlarını genişletme ve etkinliğini artırma planları yapmaya
başlamıştır. Yeni sultan aynı zamanda şanslıdır, çünkü yanında İbrahim Paşa
adında çok yetenekli veziri vardır, bu kişi yurtiçi idari mesleklerle
ilgilenmekte, sultanı saray sorumluluklarından kurtarıp seferleri için serbest
bırakabilmektedir. Süleyman babasından dünyanın en büyük, en iyi eğitimli
ordusunu miras olarak devralmıştır. Bu orduda piyade, süvari, topçu ve istihkam
birliklerinin çok üstün unsurları hazır bulunmaktadır. Süleyman'ın tüm
seferleri sınırlarını genişletmektir.
SALAHEDDİN (EYYUBİ) MÜSLÜMAN SULTANI (1138-1193)
Müslüman lideri Salaheddin, Mısır'da
Eyyubi hanedanını kurmuş, Müslüman dünyasını güç kullanarak birleştirmiş, II.
Haçlı Seferinin işgal ordusunu yenmiş, III. Haçlı Seferinde de çarpışmış ama
Haçlılarla yenişememiştir. Salaheddin, başarılarından ötürü Müslüman dünyasında
ün kazanırken, mertliği ve kültürü nedeniyle Batılıların da saygısını kazanmış
biridir. Askeri liderliği Avrupalıların Kutsal Toprakları işgal planına en
dayanılmaz direniţi getirmiş, onu 12. Yüzyıl Müslüman dünyasının en etkili
Müslüman lideri durumuna yükseltmittir.
CENGİZ HAN (MOĞOL FATİHİ) (1167-1227)
Cengiz Han, Moğol ulusunu kurmuş,
bilinen dünyanın çoğunu fethetmiţ, gelmiţ geçmiţ en büyük askeri
liderlerden biri olarak hak ettiği şöhrete ulaşmıştır. Genellikle "Barbar"
olarak nitelendirilmesine, ordu yerine yanında başı bozuk bir kalabalıkla
saldırmasına rağmen, zaferlerini barbar davranışlardan çok, parlak organizasyon
ve taktiklerle kazanmış bir komutandır. Orta Moğolistan'da, nüfuzlu bir ailenin
çocuğu olarak 1167 yılında (hatta bazılarına göre çok daha önce, 1155 yıllında)
Orhun Nehri kıyısında dünyaya gelmiştir. Ona, babasının hayranlık duyduğu bir
Tatar düşmanın adı verilmiş Timuçin olarak çağırılmaya başlanmıştır. Timuçin 9
yaşına geldiğinde rakip kabileler babasını öldürmüş aileyi sürgüne
yollamışlardır. Aile kara kışın sonuna kadar zorlukla sağ kalabilmeyi başarmış,
ama o sırada bir başka kabile gelip obalarını basmış Timuçin'i esir almış
kaçmaması için de boynuna kocaman bir yaka takmışlardır. Güvenlik önlemleri
yine de yeterli olmamış, Timuçin kendini kurtarıp kabilesine dönmüş, daha yaşı
20'yi bulmadan korkunç bir savaşçı olarak ünleniştir. Yine o genç yaşlarda bir
çok klan ve kabileler arasında diplomasi yoluyla işbirliği olutturmaya
başlamış, güçlü bir komşunun kızıyla evlenmiştir. Timuçin bütün Moğol
Kabilelerinin sistematik biçimde bir tek federasyon altında toplamıştır. Cengiz
Han adını benimsemiştir.
TİMURLENK TATAR FATİHİ (1336- 1405)
Timurlenk ortaçağın en etkili Orta Asya
askeri lideri olarak, Cengiz HAN' ın Moğol İmparatorluğu'nu yeniden
diriltmiţtir. Upuzun askeri kariyeri boyunca sınırlarını genişletmekle ele
geçirdiği geniş toprakları, batı Akdeniz'den güneyde batı Hindistan ve kuzeyde
Rusya'ya kadar uzanan alanı korumak için hemen hemen sürekli savaş halinde
olmuştur. 1336 yılında, Keş' te yaţayan küçük bir Tatar asker ailesinin
çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Keţ bugün Özbekistan'ın Şakvisabz
kentidir. Timurlenk adı, "Aksak Timur" ya da "Topal Timur"
anlamına gelmektedir. Çünkü bu liderin sağ tarafında kısmi felç vardır.
Mütevazı koşullarda doğmuş olmasına ve fiziksel sakatlığına rağmen, çok zeki
bir kişi olan Timurlenk Orta Asya'nın bugün Türkistan ve Orta Sibirya olan
kesimlerinde yaşayan Çağatay Moğolları arasında, gerek siyasette ve gerekse
askeri rütbe olarak çok yükselmittir.
BÜYÜK İSKENDER (MAKEDONYA FATİHİ) (MÖ.
356-MÖ.323)
Büyük İskender 11 yıllık savaş
hayatında, hep sayıca üstün kuvvetlerle mücadele ettiği halde bir tek
savaţ bile kaybetmemiţtir. Bilinen dünyayı fethetmeye kalkan ilk
askeri komutan olarak, piyadeleri, süvarileri, mühendisleri daha önce hiç
görülmemiţ bir ţekilde lojistik ve istihbarat desteği ile
birleştirmiţtir. Doğu ile batıyı birleştirme çabaları içinde, ileri
düzeydeki Yunan siyasal, askeri ve ekonomik uygulamalarını tüm fethettiği
topraklara yayarak dünyayı değiştirmiţtir.
ADOLF HİTLER (ALMAN DİKTATÖRÜ)
(1889-1945)
Alman III. Reich'ının mutlak diktatörü,
askeri kuvvetlerin kendi kendini atamış komutanı olan Adolf Hitler, Avrupa,
Asya ve Afrika'da, bir tek ülkeye ait silahlı kuvvetlerin daha önce hiç elde
edemediği kadar geniş toprakları ele geçirmiştir. Bu süreç içinde II. Dünya
Savaşını başlatmış, 35 milyon kişinin ölmesine yol açmıţtır. Gelmiş geçmiş
en etkili askeri liderlerden biri olarak yerini alırken bir yandan da içlerinde
en şeytansı ve en barbar olanıdır.
RİCHARD I (ASLAN YÜREKLİ) İNGİLİZ KRALI
(1157-1199)
Savaţta sergilediği o büyük
kişisel cesareti nedeni ile Coeor de Lion (Aslan Yürekli) adıyla anılan Richard
I 3 ncü Haçlı Seferinin başına geçmiş, Orta Çağ Avrupa'nın en büyük askeri
liderlerinden bir olmuţtur. Ţöhreti her ne kadar kahramanlık
eylemleri kadar da Romantik efsanelerden kaynaklansa da, Richard'ın savaş
alanlarındaki başarıları kendi başına dikkate değer düzeydedir.
SADDAM HÜSEYİN (IRAK DİKTATÖRÜ) (1937-
)
Hiçbir askeri tecrübesi olmayan Saddam
Hüseyin 1979 yılında Irak Cumhurbaşkanı olduğu sırada kendini Feldmareşal
olarak ilan etmiţtir. O zamandan bu yana ülkesini mutlak bir kontrolle
yöneten Hüseyin, ordusunu önce komşusu İran'la savaşa sürmüş (1980-1988),
ardından 1990'da da petrol zengini Kuveyt'i iţgal ve ilhak etmiţtir.
Gerçi İran savaşının sonunda yenişememe durumu doğmuş, Kuveyt'te de BM
öncülüğündeki bir dünya koalisyonu onu ağır bir yenilgiye uğratmışsa da kendisi
iktidarda kalmıştır. Orta Doğunun en büyük askeri gücünün kontrolünü elinde
tutması, onu komşu ülke ülkelere ve bölge barışına bir tehdit durumuna
getirmiţtir.