KİTAP ÖZETİ ARZ FORMATI
KİTABIN ADI : Füreya
KİTABIN YAZARI : Ayşe KULİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ : Remzi
Kitabevi Selvili Mescit Sok.3, Cağaloğlu 34440
İSTANBUL
BASIM TARİHİ : Ocak
2000
KİTABIN ÖZETİ :
Hikaye,
Füreya 82 yaşında ölüm döşeğindeyken büyük halası Sara’nın anlattığı olaylarla
başlıyor. Füreya’nın ölmüş olan halası bir gün, küçük gözleri, gaga gibi burnuyla tıpki bir kuşu andıran yaşlı esmer
haliyle Füreya’nın hayatının son günlerini geçirdiği penceresinin önünde
beliriyor.
“Gitme
zamanı kızım, seni götürmeye geldim. Ben senin refakatçinim” diyordu. Sara
halası Füreya’yı onu götürme sebebini ise ona çok benzemesini gösteriyordu.
Sara halası fiziksel olarak güzel ve çok alımlı Füreya’ya benzemiyordu ama,
yaşadıkları hayat olarak birbirlerine çok benziyorlardı. Sen ve ben, bizi maddi
yönden rahata erdirecek evliliklerimizin yavan tadını aldıktan sonra hayatımıza
özgür ve yalnız devam etmeyi tercih ettik diyordu. İkiside ömürlerini
kendilerine ait olmayan çocukları yetiştirmeye hercamışlardı.
Sara
halası, onüç yaşındayken babasını, bir hafta sonrada annesini kaybetmiş kimsesiz
kalmıştı bunun üzerine o küçük yaşına rağmen babasının pek yakın dostu
Hüsamettin efendiye bir mektup yazarak kendi ve kardeşlerini himaye etmesi için
yalvarmıştı kimsesiz kalan bu çocukları Hüsamettin bey yanına almıştı.
Hüsamettin bey Sara’ya üç yıl baktıktan sonra onu ellisini çoktan geçmiş şişman
ama zengin bir adamla evlendirdi. Sara nın kardeşleri Cevat ve Şakiri ise
askeri okula yatılı olarak vermişti. Sara bu evliliğe kardeşlerine bakmak
dolayısıyla paraya ihtiyacı olduğu için itiraz etmemişti.
Füreya,
rüyasında halasını gördükten sonra derin bir hasret bastı içini, çocukluğundan
itibaren çok çalkantılı ve enterasan geçen hayatı gözlerinin önünden birer
birer canlanmaya başladı. Füreya’nın çocukluğu, teyzesi Aliye ve Cevat
dayısının kızı Mutarra ile beraber
Büyükadadaki Şakir paşa köşkünde geçti. Anaannesi, her zaman köşklerinin
bahçesi için cennetten bir köşe derdi.
Füreya’nın
annesi Hakkiye hanımdı, babası onu ve kardeşi Ayşe’yi iç güveyi olarak gelen,
askeriyede yetişmiş yüksek rütbeli askerlerle evlendirmişti. Füreyyanın babası
Emin bey teyzesi Ayşe’nin kocasının adı ise Ahmet’ti bu ailede olabilecek en
büyük tatsızlık, Cevat ile babası Şakir paşa arasındaki bitmez tükenmez
münakaşalardı. Şakir paşa tek oğlu olan Cevat’ı İngiltere’ye eğitime yollamış
ama o okulu bitirememiş daha sonra İtalya’ya geçerek orada İtalyan bir kıza
aşık olmuş ve onunnla evlenmişti. Bu olay ailede özellikle Şakir paşa
tarafından hoş karşılanmamıştı. Cevat bey İtalya’dan eşiyle döndükten sonra
babası Şakir paşayla Afyon’daki arazinin mahsül parasını almaya giderlerken
babası Şakir paşayı bir anlık öfkeye kapılması sonucu öldürmüştü. Kader sanki
Şakir paşa ailesinin ve ülke dıramını müthiş bir ayarlamayla aynı zamana denk
düşürmüştü hem Şakir paşanın geride kalan eşi ve evlatları hemde ülke, 1914
yılının son aylarında derin bir yas ve şaşkınlık içindeydi avrupa devletlerinin
1914 de başlattığı Birinci Dünya savaşının korkunç girdabına, Osmanlı devleti
gözü kapalı sürüklenecek ve o girdapta boğularak ölecekti.
O sırada
Mustafa Kemal İstanbul’da kalarak mühim işler başarmaya imkan olmayacağını
anlamıştı. Mustafa Kemal İstanbul’dayken silah arkadaşlarıyla gizli gizli
toplantılar yapıyordu. Bu toplantılara, Füreya’nın babası Emin bey de
katılıyordu. O günlerden birinde Füreya daha dokuz yaşındayken Emin bey kendi
evinde gizli bir toplantı yaptı, toplantıya üç kişi katılmıştı Füreya bunlardan
Seyfettin beyi tanımış, diğer iki kişiden uzun boylu, mavi gözlü adamı görünce
onu çok merak etmişti, babası onun Harbiye’den sınıf arkadaşı Mustafa Kemal
olduğunu söyledi.
Emin bey,
Atatürk’ün yanında savaşa katılmış ve zaferden sonra ordu komutanı olarak
İzmir’e atanmıştı. Artık o Cumhuriyet ordusunda bir paşaydı. Bir süre sonra,
Mustafa Kemal, Hakkiye hanımın yakın arkadaşı Latife hanımla evlendi ertesi gün
Emin paşanın evine akşam yemeğine geldiler çok iyi Fransızca bilen ve keman
çalan Füreya yemek sonrası küçük yaşına rağmen misafirlerine çok güzel bir
keman konçertosu çaldı. Sonra Füreya Mustafa Kemal’in yanına giderek bana bir
şeyler yazar mısınız? Diye sordu. Bunun üzerine Mustafa Kemal şunları yazdı
“Füreya hanım diye başlıyordu, görüyorum ki çok çalışkan bir insansınız. Millet
sizden çok şey bekliyor. Siz çalışmalı birşeyler vermelisiniz memlekete.”
Füreya defterini kutsal bir emanet gibi göğsünün üstüne bastırıp odasına çıktı.
Atatürk
memleketinize hayırlı olunuz diye yazmıştı. Anadolu’ya gidip halka faydalı
olmak için çok hevesliydi. Tam bu sıralarda Füreya’nın Ahmet eniştesi, Bursa’lı
çok varlıklı bir ailenin oğlu Sabahattin isimli gencin kendisiyle tanışmak
istediğini, ona hayran kaldığını söyledi. Füreya’da ev halkını şaşırtacak
biçimde tanışalım dedi.Çünkü Füreya evleneceği kişiyi kendi bulacak idealist
bir kadındı. Sabahattin iriyarı, uzun boylu, açık kumral oldukça yakışıklı bir
adamdı. O bir toprak ağasıydı Bursa’da uçsuz bucaksız bozkırı vardı. O at sürmeyi, ekin kaldırmayı, manda gütmeyi
biliyordu. Füreya akşam eve geldiğinde, Sabahattin beyi beğendim dedi fakat
Hakkiye hanım onun bu hayata alışamayacağından endişeliydi.
Evlendikten
sonra Bursa’ya gitttiler, Füreya yaşayacakları yeri görünce, hayalleri
yıkılmıştı. Çünkü, yaşayacakları ev bir ahırın ikinci katında tuvaleti dışarda
olan eski bir kır eviydi. Kocası Sabahattin ise vakit geçtikçe sertleşmeye bağırmaya,
hatta içkili olduğu vakit tokat bile atan çok kaba, herşeyine karışan bir koca
olmaya başlamıştı. Bir süre sonra Füreya hamile kaldı bu sebeple boşanmaktan
bir süre vazgeçti ama Füreya bir erken doğum sonucu bebeğini kaybetti
İstanbul’da olsaydı belki bebek kurtulacaktı ama kocası doğumu Bursa’da doktor
kontrolü olmadan yapması için çok baskı yapmıştı hiç bir suretle İstanbul’a
gitmesine izin verilmemişti bu olaydan sonra Füreya kocasından hemen ayrıldı
Füreya’nın ailesinin maddi durumu eskisi kadar iyi değildi. Bir kaç yıl sonra
Emin paşanın silah arkadaşlarından Kılıç Ali Füreya’yı görmüş onu çok
beğenmişti. Füreya Fahrünissa nın zengin bir kocayla evlenip mutlu olmasından
çok etkilenmişti, para sihirli idi dokunduğu her şeyi değiştirebiliyordu bu sebeple
Kılıç Ali ile evlenmeyi kabul etti. Füreya onu zaten her gün gazetelerde
görüyor ve onun hakkında az çok birşeyler biliyodu.
Füreya,
Kılıç Aliyle evlendikten sonra Ankara’ya taşındı. Ankara’da münevver bir çevre
bulacağını sanmıştı. Ama, ne yazıkki Mustafa Kemal’in çevresi bomboş insanlarla
doluydu. Hiç birinde ne kültür, ne birikim ne de sanat tutkusu vardı, evet,
savaşı arkadaşlarıyla kazanmıştı şüphesiz ama Cumhuriyet sonrası verdiği
savaşta yapayalnızdı. Atatürk ve Kılıç Ali çok sıkı dostlardı. Atatürk, sık sık
evlerine geliyor. Füreya’nın özenle hazırladığı masalarda yemek
yiyorlardı. Fakat birkaç yıl sonra 1938
yılında Atatürk’e siroz teşhisi kondu o yılın Temmuz ayının ortalarından
itibaren bu yemeklere son verildi bu zaman süresince Füreya kocasını çok az
gördü. Kocası 10 Kasım günü gözleri kan çanağına dönmüş bir halde eve
geldiğinde, bu acı haberi çoktan radyodan öğrenmişti.
Füreya,
teyzesi Fahrünissanın sergisi için çok yoğun bir tempoda çalışıyordu sergi
bitimindeki gün yatak odasındaki
koltuğa yığılıp kaldı. Onu apar topar Teşfikiye sağlık yurdu klıniğine
götürdüler ertesi gün Füreya’ya verem teşhisi kondu. Tevfik Sami paşanın bakımı
altındaki Füreya’ya Büyük Ada tepelerinde çamlar içinde ev tutuldu kışın ise
İsviçre Leysinde bir senatoryumda tedaviye devam edildi bu uzun tedavi
süresince teyzesi Fahrünissa Füreyyayı bir sanat dalına başlaması için teşfikte
bulunuyordu boya, resim kalemi derken diğer bir gün plastik şekil verilebilen
kalıplardan yolladı ona, bu plastikleri şekillendirmeyi çok sevmişti Füreya,
sonunda toprak kil ile ilgili kitapları okumaya başladı bir kaç gün sonra
toprak önüne getirilip konduğunda, tepsinin üzerine yığılmış kili avuçladı, bir
serinlik yayıldı parmaklarından kollarına doğru, sanki beyaz bir ışık güneşten
toprağa, topraktan Füreyya’nın ellerine geçiyor ellerinden yüreğine ve beynine
yürüyordu. Teknik yönlerini bulmak için bir hoca buldu fakat Füreya okuduğu
kitaplar yüzünden hocasından çok daha bilgiliydi. Bu sırada Füreya’nın tedavisi
sürmekteydi Fransa da yeni bulunan Streptomosin isimli ilaçla tedavi oluyor,
hemde ticari seramikler yapan bir atölyede çalışıyordu. Çamurla yaptığı
panoların üstüne doğduğu büyüdüğü toprakların labirentlerinden gelen birikimi
yansıtıyordu bir Fransız eleştirmeninin olumlu görüşleri ile Fransada
eserlerini sergiledi. Sergide sürekli flaşlar patlıyor gazeteciler ona soru
soruyordu. Ertesi gün gazetelerde çok iyi eleştiriler aldı. İnanamıyordu, bir
akşam üstü bir saatin içinde ünlü olmuştu Füreya hastalığının devam etmesine rağmen
aşığı olduğu seramik sanatına devam ediyordu bir sergide İstanbulda açacaktı bu
sergide çok görkemli bir şekilde olmuştu.
Bu süre
zarfında kardeşi Şakir’in Sara isminde bir kızı olmuştu kendi çocuğu olmadığı
için bu çocuğu kendi kızi gibi hissetmişti daha sonra Sara’ile çok iyi
ilişkiler kurup onun öz annesi durumuna gelecekti hatta ilerde onu kendi
velayeti altına aldıracaktı yine bir akşam üstü yolda yürürkene ateşi oldukça
yükseldi anladıki hastalığı tekrar nüksediyordu; bundan böyle Sara’yı uzaktan
bile sevemeyecekti bu onun için ölüm gibi birşeydi. Fransadaki doktoru onun hiç
bir tedaviye cevap vermediğini yapılacak tek şeyin kökten çözüm olarak
çiğerinin bir kısmının kesilip atılması olduğunu söyledi. Ama bu ameliyat çok
riskliydi yüz kişiden ancak bir kişi kurtulabiliyordu Füreya bu amaliyatı
ailesinden gizli olarak yaptırdı ve çok zor ameliyatta başarı ile çıktı.
Füreya
yaşamının diğer kalanında sanatına devam etti ve Türkiye’nin ilk kadın seramik
sanatçısı olarak tarihteki yerini aldı. Yaşamının son yıllarında hastalığı
sebebiyle çamurdan uzak düşmüştü bundan sonra ne ellerinde, ne kollarında güç
kaldı bir mum gibi sönmeye başladı yatağa düşmüştü ama kızı diye düşündüğü Sara
bir türlü ziyaretine gelmiyordu çünkü, o da bir kaza sonucu hastanede
yatmaktaydı. Füreya’nın durumu oldukça ağırdı böyle bir gün Sara iyileşip onu
görmeye geldi. Füreya onun elini tutmak istedi ama başaramadı, tek kelime bile
konuşamıyordu, Sara uzun süre elleriyle onun kollarını ovaladı ve ona baktı
biraz sonra doktor Sara’ya onu çok yormaması için ayrılması gerektiğini söyledi
Füreya’nın Sara çıkınca kararacağını sandığı oda, birden ışık içinde kaldı.
Karda ay ışığı yansımalarını andıran, beyaz, temiz, sakin bir ışık … pencerenin
orada neler oluyordu?
Kuş!
Kanatlarında gümüş parıltılarıyla beyaz kuş. Ama tünemiyor pencerenin
pervazında bu kez iki yana sere serpe açıyor kanatlarını, tüm pencereyi
kaplıyor göz göze geliyoruz. Kanatları küçük çırpınışlarla sarsılarak, beni
bekliyor. Artık hazırım diyor Füreya. Merhaba
ölüm. Hoş geldin!