|
KİTABIN ADI |
Hayvanların Sessiz Dünyası |
|
KİTABIN YAZARI |
Marıan Stamp DAWKINS |
|
YAYINEVİ VE ADRESİ |
Tübitak Atatürk Bulvarı No:221 06100 Kavaklıdere/ ANKARA |
|
BASIM TARİHİ |
1.Basım Haziran 1999 (2500 adet) |
|
KİTABIN YAYIM MAKSADI |
Hayvanlar aleminin bilinmeyen yönleri Hakkında insanları düşünmeye sevk etmek. |
KİTABIN ÖZETİ :
Benim bu kitapta yapmaya çalıştığım öteki insanları
anlamaya ve çözmeye çalışırken başvurduğumuz yöntemlerden bazılarının en
azından kısmen hayvan türleri içinde kullanılıp kullanılamayacağını araştırmak
oldu. Başka hayvanlarında bizim gibi bilinçli deneyimleri var mı eğer varsa
nasıl? Bu hayvanlar duygu ve düşünceye sahip mi? Çevrelerindeki dünyanın
farkındalar mı?
Bu kitabı yazarken hayvanlarda bilinci araştırmanın
hem zaman harcamaya değecek hem de sonuç verebilecek bir uğraş olduğuna ikna
edilecek iki farklı grubun olduğunu varsaydım. İlk grup insanın dışındaki
türlerde bilinçli deneyimin varlığından çeşitli sebeplerle şüphe edenlerden
oluşuyor. Bu okuyucuların arasında, öteki canlı türlerinin duygu ve düşüncelere
sahip olduklarını gösteren kanıtlar bulunmadığı için bunların var olma
ihtimallerini bile ciddiye almayan bilim insanlarıda olacaktır.
Ulaşabilmeyi umduğum ikinci grup okuyucu ise bu
görüşün tam tersine inananlardan oluşmaktadır. Bu yüzden bende ikili bir
yaklaşımla şeytanın avukatlığını yaparak bir yandan şüpheci okuyucuları
hayvanlarda bilincin varlığı konusunda lehte düşünmeye ikna ederken diğer
yandan buna zaten inanmış olanları da bir kez daha düşünmeye teşvik edeceğim.
Bizden çok farklı görünen canlılarda bilincin varlığı
bilincin varlığı konusunda iyi düşünmemizi gerektiren ölçütlerden biri
davranışlarının karmaşıklığıdır. Bu demek değil ki her karmaşık davranış
bilincin varlığına işaret eder. Ama davranışların karmaşıklığı ve değişen
şartlara uyum sağlama yeteneği bilinçli bir zihnin belirtilerindendir. Tabii ki
karmaşıklık füzelere hassasiyetle kumanda eden bilgisayarlarda yada otomobil
montaj tesislerinde görüldüğü gibi bilinç olmadan da mümkün olabilir. Ancak bir
organizma sadece alışılmış davranışları yerine getirmekle kalmayıp önüne çıkan
engelleri aşmak için davranışlarını ne ölçüde şartlara uydurabiliyorsa, bunu
bilinçli düşünceyle sağlamış olması o derece akla yatkın görünür.
Hayvanlar genelde çevrelerini daha incelikli olarak
değerlendirirler. Hatta hayvanların kendilerini inceleyen insanlardan birkaç
adım önde olduğu birçok durum vardır. Dişi devekuşlarının davranışı buna bir
örnektir. Yavru bakımı ve yetiştirme biçimleri alışılmış kalıplara sığmaz.
Devekuşu çiftleri çoğu zaman başka çiftlerin yavrularını kaçırarak
kendilerininkiyle birlikte kalabalık bir karma aile oluştururlar. Başkalarının
yavrularını kaçırmayı başaranlar gerçek ebeveynleri kovalayarak yavrulara sanki
hepsi kendilerininmiş gibi bakarlar. Bu garip zincirleme yavru kaçırmaları
ebeveynlerin hedefi çoğaltarak kendi yavrularını bir tür seyreltme yöntemiyle
korumak gibi görünmektedir.
Devekuşu yavrularından oluşan bir sürü yırtıcı
hayvanlar için kolay bir avdır. Bu yüzden kendi yavrularının etrafında
başkalarının yavrularının da bulunması yırtıcı hayvanların saldırısı durumunda
kendilerininkilerin hayatta kalma şanslarını arttıracaktır. İşte mümkün
olduğunca çok yavru kaçırmak için yapılan çılgınca yarışın sebebi budur. Ama
yumurtalarıyla ilgili davranışları daha da ilginçtir. Bir yuvada biri 1,5 kg
olan 40 yumurta bulunabilir. Ama kuluçkaya yatan anaç dişi ancak 20 yumurta
üzerine kuluçkaya yatabilir. Geri kalan yumurtaları dışarı iter ve bu
yumurtalar telef olur. Ama yumurtaları yuvanın dışına itme işi rast gele
yapılmaz. Kendi yumurtalarını kuluçkaya yatacakların arasına alırken dışarı
attıkları öteki dişilere ait yumurtalardır. Anlaşılıyor ki hangi yumurtaların
kendine, hangilerinin öteki dişilere ait olduğunu bilmekte ve öncelikle
kendilerininkini korumaktadır. Yapılan araştırmalarda dişi devekuşlarının
yumurtalarını yüzeylerindeki deliklerin dağılımından tanıdıkları sonucuna
varılmıştır.
Dişi hayvanların eş seçerken işaretleri hassasiyetle
değerlendirdikleri görülmektedir. Burada verebileceğimiz örnek siyah
ormantavuğu dişisinin eş seçimi politikasıdır. Tercih edilen erkekler her zaman
daha iri olanlar yada daha iyi gösteri yapanlar veya taşıdıkları parazitlere
bakılarak seçilenler en sağlıklı görünenler değildir. Dişiler arasında rağbet
gören erkeklerin çoğunlukla geniş beyaz bir kuyruğa sahip oldukları doğrudur.
Ama dişilerin inceleyip beğenmedikleri birçok erkeğinde böylesi kuyrukları
vardı. Güzel bir kuyruk dişiyi cezp etmekte etkilidir ama her şey demek
değildir. Yapılan araştırmalarda fiziki özelliklerin dışında dişilerin
seçtikleri erkeklerin çiftleşmeden 6 ay sonra da hayatta kaldıkları gözlendi.
Araştırmacılar hangi erkeğin ne kadar yaşayabileceğini tahmin dahi edemedikleri
halde dişiler bunu farkına varamadığımız ama yavrularının daha uzun ömürlü
olabileceği erkekleri seçerek yavrularının yaşama şansını belirleyebilecek çok
daha gizli işaretlerden etkilendikleri de açıktır. Hayvanların karar almalarına
ilişkin bir başka örnekte vampir yarasalardır. Korkutucu ünlerine rağmen vampir
yarasalar en azından birbirlerine karşı son derece sosyal hayvanlardır.
İçlerinden bazılarının üzerinde beslenecek bir büyükbaş hayvan bulmadan geri
dönecekleri geceler olacak ve bunlar kısa sürede açlıktan ölme tehlikesiyle
karşı karşıya kalacaklardır. İşte böyle durumlarda yarasalar birbirlerini
beslerler. Şansı yaver giden yarasa o gece içtiği kanın bir kısmını aç olana
verecektir. Ancak bunu yaparken seçici davranırlar ve her aç olana yardım
etmezler. Özellikle akrabaları ve geçmişte bağlantıları olmuş ama akrabaları
olmayan bireyleri beslerler. Yapılan araştırmalarda bir gün beslenme yardımını
sağlayan yarasanın başka bir gün diğerleri tarafından beslendiği ortaya
çıkmıştır. Bir yarasa diğer yarasaya o gece içtiği kanın yarısını verdiğinde
bir fayda sağlamamaktadır. Ancak şansını yaver gitmediği ve aç kaldığı başka
bir akşamda şansı yaver giden diğer yarasa tarafından besleneceği ve ölümden
kurtulacağı bilincine sahiptir. Eğer basit bir kural izlenerek bir sonuca
ulaşılıyorsa o zaman hayvanın davranışlarında bırakın bilinçli deneyimleri
karmaşık açıklamalar aramaya bile gerek yoktur. Ama eğer karmaşık bir sonuca
aynı hareketi yaptığımızda bizim izlediklerimize benzeyen yollardan ulaşıyorsa
o hayvanda bilinçli deneyimin varlığı biraz daha olası hale gelir. Bir başka
örnekte Akıllı Hans adı verilen bir attır. Atın sahibi atının sahip olduğu
varsayılan matematik dehası sayesinde büyük paralar kazanmıştır. Ama yapılan
araştırmalar atın değil zihinsel matematik işlemi yapmak sayı bile sayamadığı
buna karşılık yaptığının muhtemelen sahibinin elinde olmadan yaptığı bazı
hareketleri fark etmek olduğu sonucuna vardı. Yapılan araştırmada atın sayı
sayarken sahibini dikkatle takip ettiği ve doğru rakama geldiğinde sayı saymak
için kullandığı ayağını yere vurma fiilini sahibinin onu onaylayan ve farkında
olmadan yaptığı bir işarete (başını sallaması vs) ile bıraktığı ortaya
çıkmıştır. Oysa karşıdan hiçbir tepki veya işaret olmadığı durumlarda doğru
sonuca ulaşamadığı gözlemlenmiştir. Hans bir matematik dehası olmasa da değişik
kişilerin belli belirsiz hareketlerini algılama açısından son derece akıllıydı.
Bu bizi şaşırtmamalı. Çünkü hayvanlar birbirlerinin yaptığı hareketleri sürekli
olarak fark ederler ve tepki gösterirler. Aslında yaşamaları da çoğu zaman bunu
başarabilmelerine bağlıdır,.
Eğer bir hayvanın bütün yaptığı belli kurallara
uymaksa o zaman aklı olduğunu yani düşünebildiğini varsaymak için sebep yoktur.
Ama eğer bir hayvan yeni bir durumla karşılaştığında ne yapacağına kendi başına
karar verebiliyorsa davranışı karmaşıksa ve performansına zarar verecek sorunlar
yaratmıyorsa o zaman gerçekten düşündüğünü ileri sürebiliriz. Bunun yanında
böcekler üzerinde şimdiye kadar yapılan bütün çalışmalar çok ayrıntılı
kuralları olduğu halde düşünme yeteneğine sahip olmadıklarını göstermektedir.
Kurallar tabii ki içgüdüsel yada doğuştan olmak zorunda değildir ve sonradan
öğrenilebilir. Ancak öğrenilmiş kurallar bile onlara uyan hayvanların akıllı
olduğunu göstermez. Bu yüzden hayvanların önceden belirlenmiş kurallara uymanın
ötesine geçip belki de düşünerek hareket ettiklerini söyleyebilmemiz için yeni
durumlara nasıl tepki gösterdiklerini görmemiz gerekir. Örneğin her şeyin
tersine dönmesi ya da bir öğenin değişmesi gibi. Buna verilecek klasik bir
örnek labirentte koşmayı öğrenen bir farenin her zaman izlediği yolun kapatılmasıdır.
Bu durumda hayvan kafasında taşıdığı labirentin içsel görüntüsünü kullanarak
hangi alternatif yolu izlemesi gerektiğini bulabilir mi? Eğer doğru yolu birkaç
başarısız girişim ve deneme yanılma yöntemiyle değil de hemen bulursa o zaman
labirentin içsel görüntüsüne sahip olduğunu ve hangi yöne gideceğini
düşündüğünü söyleyebiliriz. Dil insanların bir birleriyle anlaşabilmeleri için
en önemli unsurdur. Ancak insanlarla hayvanların anlaşabilmeleri için dil
yeterli değildir. Hayvanlar istedikleri veya istemedikleri şeyleri dil ile
anlatamadıkları için bunun yerine davranışlarını kullanırlar.
Eğer bir hayvan bir şeyi görebilmek ya da görmemek
için üst üste çaba harcamayı göze alıyorsa o nesneye önem verdiğini bize
davranışlarıyla anlatmaktadır. Bize davranışlarıyla neyi istediğini ya da neyi
istemediğini söylemektedir. Bizde hayvanın istediği şeyin karşılığında ödemesi
gereken bedeli yükseltir ve böylece elde edilmesini güçleştirirsek hayvan için
neyin gerçekten değerli olduğunu bulabiliriz. Söze ihtiyaç duymadan bir
hayvanın nelere öncelik verdiğini ve bazı şeyler için her şeyi yapabilecekmiş
gibi davranıp davranmadığını öğrenebiliriz. Hayvanların neyin kendileri için
önemli olduğunu gösterdiği en iyi örneklerden biri fare ve hamster deneylerinde
ortaya çıkmıştır. Araştırmacının ilgilendiği konu uzun süre sigara dumanı
solumanın yol açacağı etkilerdi. Ancak deneyi yarıda kesmek zorunda kaldı,
çünkü hayvanlar ona görüşlerini anlatmanın bir yolunu bulmuşlardı. Deneyde
sigara dumanının uzun vadeli sonuçlarını araştırmak için hayvanları ayrı ayrı
camdan yapılmış kafeslerin içine yerleştirmişlerdi. Bu kafeslere cam tüplerle
kesintisiz sigara dumanı veriliyordu. Bir süre sonra deney başarısızlıkla
sonuçlandı. Çünkü hayvanların çoğu sigara dumanının içinden geçerek kafese
dolduğu cam tüplerin ağzını dışkılarıyla tıkamayı öğrenmişlerdi. Hatta tüpten
gelen dumanlı hava tek oksijen kaynağı olduğu için araştırmacılar ne olup
bittiğini fark etmeden birkaç hayvan havasızlıktan boğulmuştu. Ancak bu
insanlara gönderdikleri mesajın daha da iyi anlaşılmasına hizmet etmişti. Bu
mesaj aralıksız üflenen sigara dumanının onu durdurmak için her şeyi
deneyecekleri hatta tek hava kaynaklarını bile kapatabilecekleri kadar nefret
edici bir şey olduğuydu.
Bir diğer araştırmacı farelerle insanların sıcaklık
değişimlerine ne şekilde tepki gösterdiklerini bulmak içinde deneyler yapmış ve
bu konuda da yakın benzerlikler olduğunu ortaya çıkarmıştır. İnsanların o anda
sıcaktan bunalmış yada üşümüş olmalarına bağlı olarak 20 C lik bir sıcaklığı
çok iyi ya da çok rahatsız edici bulmalarına benzer bilinçli deneyimlerinin
paraleli, kendilerine havayı ısıtan yada soğutan bir tuş sağlanan farelerde
görülmektedir. Fareler eğer bulundukları yerin sıcaklığı vücut sıcaklıklarından
çok farklıysa tuşları kullanarak sıcaklığı yükselttikleri yada düşürdükleri
gözlenmiştir.
Eğer hayvanlarda bilincin varlığını kabul edersek
bunun iki önemli sonucu olabilir. İlki daha önce hangi noktada durduğuna bağlı
olarak hayvanlara nasıl davranılması gerektiğine ilişkin görüşlerinizde büyük
bir değişiklik meydana gelebilir. İkinci olası sonuç ise bunu hayvanların
biyolojisi ile ilgili bilgilerimizi ve özellikle davranışlarıyla ilgili
olanları bütünüyle değiştirebileceğidir. Bu değişiklikler bir ölçüde gerçekleşmeye
başlamıştır ve hayvan davranışıyla ilgili çalışmalar insanların rastlantı eseri
kendileri gibi olmayan varlıklarla ilgili düşüncelerini değiştirdikçe daha da
artacaktır.