Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

KİTABIN ADI                   

MUMCUNUN FARESİ

KİTABIN YAZARI            

SADRİ ERTEM

YAYINEVİ VE ADRESİ

YAPI KREDİ YAYINLARI YAPI KREDİ KÜLTÜR MERKEZİ İSTİKLAL CAD.NO:285 BEYOĞLU

BASIM TARİHİ               

OCAK 1995

KİTABIN YAYIM MAKSADI 

EDEBİYATIMIZDAKİ SEÇKİN YAZARLARIN ÖYKÜLERİNİ BİR ARAYA TOPLAYIP OKUYUCUYA SUNMAK

 

Mumcu Sabih efendi çekmecesini açtı ve korku içinde kapadı.O gün alışverişi tastamam 10 kuruştu.

- Şu dedi, bekar çamaşırı yıkayan dul kadınlar da olmasa çekmeceye metelik düşmeyecek.

Salih efendi 10 kuruşu yeleğinin cebine indirdi.

- Yaza da yeter kışa da yeter, çoluğu çocuğu da geçindirir.Hey babam hey!

Diye içinden söylene söylene dükkanın kepenklerini indirdi, alaca akşam karanlığında evine doğru yollandı. Sabih efendinin babası mumcu idi.Babasının babası mumcu idi, büyük babası da mumcu idi.Velhasıl Sabih efendi halis muhlis mumcu idi.

Sabih efendi bugün 10 kuruş kazandı diye kendisini efkarı fukaradan bir adam zannetmeyiniz.Gerçi bugün için Sabih efendi hali vakti yerinde sayılmaz.Babası, Sabih efendiden daha zengindi. Büyük babası İstanbul’un mum kralı idi.Amma ve lakin bu mum kralının torunu dımdızlak kaldı. Büyük babasının İstanbul’da ışık kralı olduğu heybeti devirlerinde, dünyanın petrol kralları henüz birer baldırı çıplaktı. Havagazı kralı o zaman, sokaklarda donsuz gezerdi. Elektrik kralları henüz analarının karnında bile değillerdi.

Sabih efendinin büyük babası altı kollu şamdan devrinde atlı arabalı, kellifelli, adı her yerde “ Dolar “ gibi anılır, bir haşmetli idi. İstanbul’da ilk lambacı mağazası açılıp ta ilk alışveriş ettiği gün büyük babasının yüreğine indi.Sabih efendinin babası o büyük, o muhteşem mum haneyi küçülmekten kurtaramadı.

Sabih efendi bir taraftan petrol, bir taraftan havagazı, bir taraftan elektrik hücumuna uğradı. Sabih efendi bu üç hoyrat delikanlının hücumu önünde sattığı mumlar gibi eridi, eridi. Müşteriler azaldıkça azaldı..... Türbeler kapalı, donanma geceleri mum yakan yok.Yalnız ve yalnız şu karşıdaki handa oturan birkaç dul mum satın alıyor. Bu kadınlar çamaşırları yıkadıktan sonra ütülerler.Ütülerken de ütünün altına nemden, ıslaklıktan küf tutmasın diye mum sürerler. İşte Sabih efendinin bu günkü hali.

Sabih efendi dükkanından çıktıktan sonra farelerin cümbüşü başladı.Dükkanda bir aşağı bir yukarı dolaşmaya, har vurup harman savurmaya başladılar.Gürültüler aldı başını yürüdü.Büyük bir fare Sabih efendinin oturduğu yere oturdu. Kalınca bir cami mumu içinde koyun koyuna yatan iki fare başlarını delikten uzattılar.Beyaz, sipsivri dişlerini gösterdiler.

Sol köşeden de koskocaman kuyruklu ve iri yarı bir fare çıktı.Yavaş yavaş ilerleyerek kendine büyük camili mumu kendine layık gördü.Mumu dibinden kemirmeye başladı.Kemire kemire koskocaman mum tepe aşağı oldu, devrildi.Gürültüyü duyan fareler çil yavrusu gibi dağılarak kendilerine birer köşeye attılar.Genç ve delikanlı bir fare, komşunun evine geçti.Nihayetinde yeşil tepeli beton duvarlı ve kanatları eski yel değirmenlerine benzeyen elektrik dairesine girdi.

Delikanlı fare bu yeni girdiği yerde üst üste kıvrılmış kocaman makaralar gördü.Dişlerini uzatarak ısırdı.,bu tat hiçte mum tadına benzemiyordu.

-A! Bu bir ipek, ne tatlı, ne yumuşak şey.dedi.bir diş, bir diş darbesi daha attı.Yepyeni bir tat aldı. Kavuçuğu ısrdı,ısırdı.Elektrik nakleden tellerdeki ipekleri ve kauçukları karnı doyuncaya kadar yedi ve bakır tel diline burukluk verince derhal yerini değiştirdi.Ve telin başka bir yerini kemirdi.

Delikanlı fare teli öyle kemirdi ki on bir evin ve yirmi caddenin aydınlığını su içer gibi içti.Birdenbire yatsıya yakın bir zamanda ampuller birer birer sönmeye başladı.Ve Beyazıt’tan Fatih’e kadar ortalık kapkara , zifiri karanlık bir hal aldı.Otomobillerin ışığı karanlıkta çakılan bir çakmak gibi ışıldıyordu.Siz tasarruf ediniz, bir Ramazan gecesinde Beyazıt-Fatih arası zifiri karanlıkta kalsın, bu ne korkunç şeydir.

Herkes, mum, mum diye sokağa fırladı.Mum bir anda büyük bir çölde bir bardak su kadar kıymetlendi.Herkes söyleniyor, kahvedekiler mırıldanıyordu:

-Bu ne hal?

-Mum...Mum...Mum...

Dakikalar geçti, ışıktan haber yok.

Mum arayan kahveci, dükkancı ve ev sahipleri Sabih efendinin dükkanının önünde biriktiler. Sabih efendi evinden davet edildi.İhtiyar mumcu dükkanı açtı.Dükkanda 10 senedir satılmayan mumlar yarım saatte satıldı.Sabih efendi bu ümit edilmeyen neticeden fevkalade memnun oldu.Son kalan mumu son müşteriye verdikten sonra:

-Garip kuşun yuvasını Allah yapar.

Diye söylendi.Ve akşam üstü dükkanı kaparken unuttuğu kapanları kurdu, kepenkleri tekrar indirdi. Ertesi sabah dükkana geldiği zaman, Sabih efendi, ağzında ipek ve kauçuk kırıntıları olan bir fareyi kapanda sıkışmış buldu.

-Bir düşmandan kurtuldum...diye sevindi.