Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

KİTABIN ADI                                    :      Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

 

KİTABIN YAZARI (ÇEVİREN)       :      Mılan KUNDERA / Fatih ÖZGÜVEN

 

YAYINEVİ VE ADRESİ                   :      İletişim Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL

 

BASIM TARİHİ                                 :      Ağustos 1998

 

KİTABIN YAYIM MAKSADI           :      1995

 

KİTABIN ÖZETİ                               :

 

 

        Çekoslovakya’ nın, kültürel birikimi, Kundera’ nın bu romanı yazmasında etkili olmuştur. Kundera, Doğu ve Batı blokları arasında, ikisini de çok iyi bilen, ikisinden de olmayan ama daha çok Doğu Komünizminin etkisinde kalan bir yazardır.

 

        Özellikle bu romanda kültürler, kültürler içinde oluşmuş duygusallık görenekleri, aynı zamanda ikiyüzlülük görenekleri, bunların doğu ve batıdaki asimetrik oluşum biçimleri Kundera’ nın en fazla hakim olduğu yaşantılar arasındadır.

 

        Yazar bu romanı Tomas ve eşi Tereza’ nın kişiliğinde, yaşam biçiminde, siyasal görüşlerinde, yaşadıkları ülkenin sosyo-politik ortamında, psikolojilerinde canlandırmıştır.

 

        Tomas, iyi yetişmiş başarılı bir cerrah olmakla birlikte Doğu bloğu komünizm fikrini benimsemiş ama onu çekinmeden de eleştiren, yeren bir yapıya sahiptir.

 

        Ana düşüncesi ve yaşam tarzını oluşturan temel felsefeyi şöyle özetler. Yaşamlarımızın her saniyesi sonsuz kere yineleniyorsa, İsa’ nın çarmaha çivili olduğu gibi biz de sonsuzluğa çivilenmişiz demektir. Bu, insanı dehşete düşürecek bir olasılıktır. Sonsuza kadar yinelenme dünyasında her attığımız adıma dayanılmaz bir sorumluluğun ağırlığı gelir çöker. İşte Nietszche, sonsuza kadar yinelenme düşüncesine bunun için yüklerin en ağırı demiştir.

 

 

        Sonsuza kadar yinelenme yüklerin en ağırıysa, bizim yaşamlarımız bu ağırlığın karşısında göz kamaştırıcı bir hafiflik içinde belirmektedir.

 

        Peki, ağırlık gerçekten nefret edilesi hafiflikte, göz kamaştırıcı mıdır?

 

        Yüklerin en ağırı ezer bizi, onun altında çökeriz, bizi yere yapıştırır bu ağırlık. Öte yandan her çağda yazılmış aşk şiirlerinde kadın, erkeğin bedeninin ağırlığı altında ezilmeyi özler. O halde yüklerin en ağırı aynı zamanda yaşamın sağladığı en şiddetli doyumunda imgesidir. Yük ne kadar ağır olursa; yaşamlarımız o denli yaklaşır yeryüzüne, daha gerçek, daha içten olur.

 

        “Sadece bir tek hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz, bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz.”

 

        Bu bilinçsizlikten dolayıdır ki Tomas başarısız bir evlilik yaşamış ve istemediği, kabullenemediği, ömrü boyunca görmek istemediği ve görmediği bir oğul sahibi olmuştur.

 

        Tomas aile kurmayı ve sürekli beraberliği benimsememektedir. Onun benimsediği, her iki tarafı da mutlu edecek tek ilişki, duygusallığa yer vermeyen ve sevgililerden ne birinin ne de ötekinin birbirlerinin yaşamı ve özgürlüğü üzerinde hak öne sürmedikleri ilişki biçimidir. Bundan dolayıdır ki yaşamı boyunca üç yüzü aşkın kadınla birlikte olmuştur.

 

        Gerçi ömrünün son on beş yılını acıma ve koruma duygularıyla karışık hislerle geçirdiği, Tereza ile evliliği söz konusudur. Bu evlilik süresince sadece yüz elliyi aşkın kadınla girdiği ilişki Tomas’ ın devinimlerle geçirdiği hayatın çelişkilerini ortaya koymaktadır.

 

        Tomas, başta da söylendiği gibi başarılı, aydın bir tıp Cerrahı idi. Ama çelişkili hayatı, kadınlar da aradığı gizemli derinlik ve doyumsuzluk nedeniyle işini kaybetmedi. O komünistti ama, sistemi eleştirdiğinden dolayı; işinden oldu ve ömrünün son on yılını cam temizleyiciliği ve köyde şoförlük yaparak tamamladı.

 

        Bu tür çelişkiler ve yaşam tarzı sadece Tomas’ ta yoktu. Yazar, sistem içerisinde çelişkilerin, cinsel doyumsuzluğun, eleştirenlerin sadece Tomas’ ta olmadığını vurgulamak üzere ressam olan Sabina ve dil bilim Profesörü olan Franz’ ı da yaşam biçimi olarak ele almış ve onların Tomas’ la paralel olan çarpık yaşamını romanda canlandırmıştır.

 

        Tereza ise; Komünist sistemde, küçük bir köyde, “ahlaksız anne”nin duygusal, içe kapanık ve aynı zamanda duygu denizinde, iç dünyasında çok başarılı eleştirmeleri ve gözlemleri olan bir kişi olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

        Tereza kendisini üzeri katranlanmış sazdan bir sepete konulup, nehir aşağı yollanan bir çocuk olduğunu, Tomas’ ın da kendisini buradan alıp acıma ve koruma duygusuyla evlendiğini düşünen psikolojiye sahiptir.

 

        Bunun içindir ki Tomas’ ın bitmek bilmeyen aldatmalarına göz yummuş, içine atmıştır. Görmezden gelmek için uğraş vermiş bunun için de sistemin çarpıklığını belgelemek üzere fotoğrafçılık sanatıyla uğraşmış, bol bol kitap okuyarak kafasındaki devinimi çözmeye çalışmıştır. Görmezden gelmesinin nedenini annesinin geçmişteki etnik açıdan zayıflığına bağlamıştır. Devamlı hayal ve rüya aleminde kendisini sorgulamaktadır. Tabii bu arada Tomas' ın kendisine olan acıma ve koruma hissini bildiğinden bunu kullanmayı da bilmiş evli kalmayı ve daha çok aldatmalarına mani olmayı başarmıştır.